![]() ![]() |
22/05/2008, 00:10 AM
İleti
#1
|
|
|
7 Türk şair Avrupa şiir antolojisinde ABD’de “New European Poets” adıyla yayımlanan ve içlerinde Haydar Ergülen, Enis Batur, Lale Müldür, Mustafa Ziyalan, Sami Baydar, Seyhan Erözçelik ve Didem Madak’ın şiirlerinin yer aldığı antoloji, modern Türk şiirini ABD’li şiirseverlere tanıtıyor. ![]() ABD’de Mart ayında “New European Poets” (Yeni Avrupalı Şairler) adıyla yayımlanan antolojide, yedi Türk şairin de İngilizceye çevrilen şiirleri yer aldı. Wayne Miller ve Kevin Prufer tarafından hazırlanan kitap, ABD’li şiirseverlere, yeni Avrupa şiirini tanıtmayı amaçlıyor. 22 bölgesel editörün katkıda bulunduğu eserde, 1970’ten sonra yayımlanan şiirler yer alıyor. Fransızca, Almanca, İtalyancanın yanında çeşitli yerel dillerden de çevrilen şiirler için 200 çevirmen emek vermiş. Antolojide Haydar Ergülen’in ‘Pomegranate’, Lale Müldür’ün ’311 series 2 (Turkish red)’, ’548 series 2 (blauwviolet)’, Enis Batur’un ‘F Minor-D-940’, ‘Dear Bartleby’ ve ‘Face-to-Face Conversation IX’, Mustafa Ziyalan’ın ‘Days’, Samis Baydar’ın ‘Gigi’, ‘Here It’s Coming’, Seyhan Erözçelik’in ‘From Rosestrikes’, Didem Madak’ın ‘Sir, I Want to Write Poems with Flowers’ adlı şiiri yer alıyor. NTVMSNBC, antolojiye giren şairlerle konuştu: Haydar Ergülen ŞİİRİN KITALARARASI BULUŞMASI Şiirimin antolojiye seçildiğinden haberim vardı. ![]() Çeviriyi yapan Murat Mehmet Nejat, ABD’de yaşayan Türk asıllı arkadaşımız, daha önce kendisi bir antoloji yapmıştı, ABD’de çıkan ve sadece Türk şiiri üzerine bir antolojiydi. Orada çağdaş yazarların şiirleri vardı. O kapsamda istemişler şiirleri. Şiirimin antolojide yer alması hoşuma gitti tabii. Bizim de, başka Avrupalı şairleri okumaya ihtiyacımız vardı. Dergilerden takip ediyorduk ama topluca bir antoloji olması iyi bir şey. Türkiye’den çıkan şiirlerin ABD’li okurlara ulaşması adına da önemli bir çalışma. Keşke daha çok şair, daha çok şiirle yer alabilseydi. Tabii ki yedi yazar var, belki ileride daha da genişleyebilir. O yüzden mutluluk verici. “Nar” Haydar Ergülen, “Pomegranate” (Nar) adlı şiiriyle antolojide yer alıyor. Kış büyük geliyor nara gidelim soğudu günlerin yüzü nara gidelim narın bir diyeceği olur da bize açılır yazdan binbir sıcak söz dilimiz kurudu burdan nara gidelim narın bir evi var pek kalabalık keşke biz de otursaydık orada ev büyük geliyor şimdi her oda bir ayrılık, çocuklar kapalı kutu, bahçeler dağınık: Bir salkım üzümü paylaşırken nasıl da bağ bahçe arkadaştık, meğer yapraklarından saymaya başlamış bahçeyi hırsız, bağ çıplak kalmış! Narın bahçesine bir hoyrat girse tenden önce dile yoksulluk düşer dil üşümeden daha da üzülmeden ten açılıp saçılsın bize nara gidelim; ev ki nar gibi içiçe bahçe kadın aşka bahçe, deli sarmaşık tutunup aşkına hemen nara gidelim Nârın elinden kopardık şu aşkı diyelim! Didem Madak OLAĞANÜSTÜ HAL ŞAİRİYİM ![]() Şiirimin antolojide yer aldığını basından duydum. Nereden ellerine geçtiğini bilmiyorum ve şaşırdım. Yine de benim şiirimin girmiş olmasına sevindim. Ben çok nadir şiir yazan biriyim. O da gerçekten şiir yazmaya ihtiyacım olduğu zaman. O yüzden kendime “olağanüstü hal şairi” diyorum. ÇİÇEKLİ ŞİİRLERE TEPKİ “Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!” şiirimi herhalde çiçekli şiirler yazmama birisi kızdığı için yazmışımdır. Çok kişi okudu ve çok sevildi. Çiçekler çok kolay hayal edilebilen ve insanların gözünün önüne çok kolay gelebilen figürlermiş. Edebiyatta çiçekler hayal etmenin başlıca araçlarıymış. Bu şiir, benim için de, aslında böyle bir şeyi de sembolize ediyor. Başka türlü bir hayatın temsilcileri. “Çiçekli böcekli şiirler yazar kadınlar” ifadesine karşı, ben de bunu yazdım. Ruhum açısından faydalı buluyorum böyle şiirleri yazmayı, şiirimde de söylediğim gibi. Çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım! Didem Madak, “Sir, I Want To Write Poems With Flowers!” (Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!) adlı şiiriyle antolojide. “Zenciler prensesi olacağım. Hayat işte asıl o zaman başlayacak” Pippi Uzunçorap Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum. Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum. Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu. Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum. Bir yağsam pahalıya malolacağım. Ben bir bodrum kat kızıyım bayım Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum Fakat korkuyorum. Birazdan da Kırk üç numara ayakkabılarınızla Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız Bu iyi olmaz bayım! “Gün akşam oldu” diyorum Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara Cam kırıkları yiyorlar Rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde Rengârenk yap-boz parçacıkları Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz. Hayır, sanırım sabahı bekleyemem Bilmiyorum. İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı. On dört yaşındaydı ruhum bayım Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı. Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar O ara içimde çiçeklerden oluşmuş bir silahsız kuvvet ablukaya alındı Sinemalarda da “organzm gıcırtıları” oynuyordu. Kaçmaya çalıştım. Olmadı. Bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım. Neyse işte Ben her filmi hatırlarım Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu. “Sofi’nin tercihini” seyrederken çok ağlamıştım. Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar Onu da mutlaka hatırlardım. İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu? Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım Bir “eşya toplayıcısıyım” bayım. Büyük gemiler de yok artık bayım Büyük yelkenler de Büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım. İşte az önce bir karabatak daldı suya Bir süredir kayıp Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım. Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum. Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz? Bir gül, bir güle derdi ki görse Yalan söylüyorum Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım. Mustafa Ziyalan BENDEN BİR TOHUM... ![]() Şöyle geldi bana: Benden bir tohum uçmuş, Murat Nemet-Nejat’ta fide olmuş, başkalaşmış, sonra da kendi başına, kendi serüvenine çıkmış; büyüyecek, başka dillere, insanlara, ülkelere rastlayacak... Mustafa Ziyalan Seçkinin Türkiye bölümünü Murat Nemet-Nejat yayına hazırladı. Şiirimin seçkide yer alacağını o benden yaşam öykümü isteyince öğrendim. Yenilerde de kitaba Washington’daki bir kitapçıda rastladım. Şiirimin o seçkide, hele o şairlerin şiirleriyle, örneğin Didem Madak’in “Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!” şiiriyle birlikte yer almasına çok sevindim. Sayıları saatları sana göre tanımlamalı Mustafa Ziyalan, “Days” (Sayıları Sana Göre Tanımlamalı) adlı şiiriyle antolojide. 1 o birdir biriciktir 2 ötesi olmasa da yeter sayıların saymaya ikimizi 3 çoğalmıyoruz, sayısı artıyor öpücüklerin 4 aynaya bakıyoruz 5 başkaları bitti, biz başlıyoruz 6 aydınlatıyorsun beni alacakaranlık gözlerimi de 7 gecenin uzağısın gündüzün yakını 8 bana göre kemerini sıkmış bir sıfır -düzayak- sana göre öpüşen iki sıfır -kanatlı füzyon- 9 birbirimize kilitlemiyoruz hiç birbirimizi 10 çemberle sopa gecenin güpegündüz çayırlarında 11 başkalarıyla ya da birbirimizle 12 dolunay varsa gelecek periler, yoksa biz getireceğiz 13 ben başka türlü seveyim sen başka türlü yat küsmesin burnun darılmasın 14 ya öğle tatilinin sonu ya uyuduk uyuyoruz ya da uyanıyoruz uyandıkça 15 bir kalacaktır hep biricik olacaktır Lale Müldür TÜRK ŞİİRİNİN TANITIMI İÇİN ÖNEMLİ ![]() Şiirlerimin seçkiye nasıl dahil edildiğiyle ilgili aklımda hiçbir şey kalmadı, tamamen unutmuşum. Daha önce Murat Nemet -Nejat tarafından hazırlanan antolojide benden sık sık bahsediyorlardı, herhalde oradan almışlardır. Antolojiye iyiler seçilmiş, o yüzden Türk şiirinin ABD’de tanıtılması için de önemli bir çalışma. 311 series 2 (Turkish red) Lale Müldür, “311 series 2 (Turkish red)”, “548 series 2 (blauwviolet)” adlı şiirleriyle antolojide. 548 SERIES 2 (BLAUWVIOLET) seni her düşünüşümde ümit burnundan geçen ve kutupsal eksenle 8 derecelik açı yapan bir doğrunun kutupsal denklemini buluyorum , blauwviolet. bir kartal danseden iki kelebeğin altından geçiyor.biri ıslak mao çimlerinin altına bir çi çift inci küpe bırakıyor.şehitler siciline buzdan bir g özyaşı düşüyor.pencere kırlangıç- ları ve şehir kırlangıçları yollarını şaşırıp kuzeye doğru göç ediyorlar ve kalbim her zaman ço çok kırılgandır seni düşününce , blauwviolet. sen sanki içimde sana aayrılan bir oodada bir köşeye atılmış otları tutuşturuyorsun ve gözlerim gizli bambu sandıklar gibi gizlerine boyun eğiyorlar.bir toprak kabın barındırdık- larından ötürü çatlaması gibi nedensizce kendi kendimin geyik avına çıkıyorum ya da çıkıyoruz.akrabalarımla vedalaşıyorum ve uzun bir ırmak yolculuğuna çıkıyoruz, blauwviolet sular taçlarımızı örtene dek... 311 SERIES 2 (TURKISH RED) türk kırmızısı düşüncesini yapan şairler abdallar ve gezgin aşıklar eski devir görg üsünce hazırlanmış bir içki sofrasına oturduğunda turkish red çocuk sultanlar selçuklu çinilerindeki kırmızılara bakarak ağladığında turkish red istiridyenin yenme yöntemi & servisi salona giriş & peçetelerin kullanılışı sofra hizmetlilerinin giyiniş & davranışı restorana giriş & restoranda oturuş atnalı ziyafet masaları ve Fırat geceleri gibi şeyleri düşündüğümde turkish red kulaklarında ay-yıldızlı küpeleriyle oturan bir azeri kızı düşününce the köprünün ışıkları ve onun suda titreşen akisleri arasında bağlantı kuruyorum suyu hep bir kolye köprüyü ay-yıldızlı bir beden olarak düşünüyorum (* _____________=türk köprü bir köprü gibi kendimden ayrılıp bir türk gibi ,kırmızı, ağlıyorum, turkish red Seyhan Erözçelik ALELACELE HAZIRLANMIŞ Şairlerimizin “Yeni Avrupalı Şairler” isimli bir kitapta olması, elbette beni gönendirir. Ne var ki, kitabı eksik buluyorum. Bana alelacele hazırlanmış gibi geldi. Yine de kitaba haksızlık edemem. Sonuçta, kitap kitaptır. Yenisi belki daha iyi olur. KÜLTÜR BAKANLIĞI ŞİİRE ÖNEM VERMELİ Aynı şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Türk şiiriyle ilgili projesini de yetersiz ve eksik buluyorum. Seçilen isimler, edipler zaten çevrilmiş. Bunun bir danışma kurulu yoluyla yapılmasını isterdim. İnanılmaz bir bütçesi olan bir bakanlığın bunu daha ciddi yapması gerekir. Demem şudur: zaten bilinen insanlar bu projede varlar. Halbuki bilinmeyenlerin öne çıkarılması gerekir. Kendimden söz etmiyorum. Ciddiyet de bunu gerektirir. Gülün Hançeresi Seyhan Erözçelik, “Gülün Hançeresi” (From Rosestrikes) adlı şiiriyle antolojide. Hançeremde saksağan var, kalbimde sansar... Yürüdükçe ürkerdi kadınlar... Bir sağa, bir sola, haykıra haykıra... Ama benim sesim kısık artık. Gültozları kaçtı boğazıma. Diken battı topuğuma... En ince yerimden vurulmuşum ben. Hançeremde saksağan vardı, kalbimde sansar... Aya baktım, topuğumdan vuruldum. İflah olmaz artık bu dert. Kimse sevmez aysarları... Gün doğuyorsa eğer. Yani gün doğuyorsa eğer... Şimdi hançerem saksağan, kalbim sansar- Gül yaprakları battı damarlarıma. Sansar gözlerini kırpıştırdıkça yapraklar yüzüyor kanımda. Sansar kan pompalıyor gözleriyle, sözleriyle... Etözüm de bir gül gibi kuruyor. Gül gibi. |
|
|
![]() ![]() |
| Basit Görünüm | Tarih : 7th September 2010 - 07:44 AM |